Kayıtlar

Yorgan İğnesi -3

Resim
Gelinim ile ilişkimiz başlarda çok iyiydi. Zamanla birbirlerinden koptukça benden de uzaklaştılar. Bunun bir süreç olduğunu düşündüğüm için olayları akışına bıraktım. Neticede beş sene süren çocuk yapma takıntıları , tüp bebek denemeleri ile epeyce hırpalanmışlardı . Hayatı nasılda parmağımıza takıp oynatmaya çalışıyoruz. “ İyi ama senin yaptığın çok mu fa r klı ?” diyeceksiniz. Ben sadece kaderin çizdiği yolda ilerlemesi için kullandığı bir piyonum. Hepsi bu. Oya’nın hamile olduğunu, ağlayarak itiraf etmesinden birkaç hafta önce tesadüfen öğrendim. Manhattan’da açılacak yeni ofislerinin partisi için beni de davet etmişti. Beni evimden almasını beklerken, kendisini iyi hissetmediğini söyleyerek akşamı iptal etti. Kızcağızın annesi hayatta olmadığı için ona kol kanat germek bana düşerdi. Yardımcı olma maksadıyla evlerine gittim. Sırtı kanapeye dayalı, bacaklarını karnına toplamış, bakışları tek bir noktaya sabitli ileri geri sallanıp duruyordu. Ağlamaktan gözleri kan çanağına dön...

Yorgan İğnesi -2

Resim
Ü zerinden ç ok uzun zaman geçmemişti ki babanne olacağımı öğrendim. Beş sene boyunca hummalı çalışmalarından sonuç alamayan oğlumla gelinim, benim bir iğne darbemle nasılda hamile kalmıştı. Yazdıklarımdan az çok tanıdınız beni . Biraz kontrol hırsım, biraz inatçı bir tarafım vardır ama aynı zamanda da kültürlü ve aile değerlerine son derece önem veren biriyimdir. Buna rağmen işimi sağlama almak için yorgan iğnemi okutup üflettiğimi itiraf edeceğim. Gerçekten işe yaradığını görmek benim için de onlara olduğu kadar sürpriz oldu. Oya’nın hamile olduğunu şans eseri öğrenmeseydim ve tabii bebek üç aylık olmasaydı, belki de sessizce torunumdan kurtulacaktı. Onun ve oğlumun mutlu evlilik kisvesi altında neler karıştırdığını bilmeden bu işe kalkışmış olmam ise ilahi adaletten başka bir şey değil kanaatimce. Bazen, sorunlarımızla yüzleşmekten kaçıp çözme yükümlülüğünü zamana attığımızda, sadece sırtımıza taşınamaz bir yük değil ayaklarımıza da prangalar bağlamış oluruz. Kendi için karar ve...

Yorgan İğnesi -1

Resim
İçimden bir ses a rtık zamanı nın geldiğini söylüyor ve ben iç sesimi dinlemenin önemini kavrayacak kadar çok yaşadım bu dünyada . Yapmam gereken, son cesaret kırıntılarımı toplayarak, yıllardır özenle sakladığım o zehirli apseyi patlatıp doğruyu ifşa etmek. Biliyorum, ne zamanın bu geri dönülmez noktasında yüzleşmenin bir anlamı var ne de burnumu sokarak hayatlarını değiştirdiğim tüm o insanlardan özür dilemenin. Yaptığım sadece gözlerimi ebediyete yummadan önce vicdanımı bir nebze olsun rahatlatmak. Oğlum, gelinim, torunum ve benim varlıklarından sonradan haberdar olduğum diğer gölge kişiler. Hepimiz kirliyiz. Kabul etmeliyiz. Burada masum olan tek kişi torunum. Tanrı, bir yorgan iğnesi ile başlayan yaşamını uzun kılsın. Herşey oğlumun reklam ajansının müşterisi olan firmanın verdiği seminerlerden birine katıldığımda başladı. Hani şu kişisel gelişim denilen ve hayatta istediğinizi elde etmek için neler yapmanız gerektiğini anlatan eğitimler. Kendine hedef koymanın öneminden bahse...

Yassak kardeşim! Cıızzz bu blog!

Resim
Hikaye yazmaya uzun bir ara verdim. Biraz önce baktım da en son 29 Ocak'ta yayınlamışım sonuncusunu. 19 Mart'ta oğlum dünyaya gelene kadar, o 1,5 aylık zaman diliminde sadece kitap okudum ve tembellik yaptım. Bunda biraz da blogspot'ların kapatılmasının da etkisi oldu. Zaten az olan okuyucu sayım (günde 20-30) blogların kapatılması ile iyice azaldı (günde 3-5). Ben, bebeğimle meşgul olduğumdan kapatılma kararının çok da üzerinde dur(a)madım. Bloglar tekrar açıldı mı açılacak mı derken 22 Ağustos'ta yürürlüğe girecek 138 kelimenin ve paketler bazında bu kelimeleri barındıran sitelerin yasaklanması işleminin başlayacağına dair haberler duyuldu. Bilin bakalım bu 138 kelimenin içinde hangi kelime de var: "Hikaye". Yani benim blogumun isminde geçen iki kelimeden biri. Şimdi merak ettiğim şu: Tam olarak ne olacak? Acaba blogum mahkeme kararı ile kapatılmış mı gözükecek? Ya da erişimleri engelendiğinden "Yassak kardeşim. Bu site Cıııızzzz!" diye bir yazı ...

Külden Hayaller

Resim
  Birbirlerini gerçekten seven, bir yemek süresince bile olsa gerçekten sevecek bir kadınla bir erkek için hazırladı masayı. O sırada, kapıdan sarmaş dolaş bir çift girdi. Omuzlarında beyaz kürkten etolü, dizlerine uzanan dar siyah elbisesi ve şapkasından yüzüne inen tülü ile kumral güzel dilberi gördü önce. Ardından fiyakalı takım elbisesi, fötr şapkası ile adamı. Daha biraz evvel kurduğu masaya oturdular. Adam, gümüş sigara tabakasından bir sigara çıkarıp ağzına götürür götürmez garson koşup yaktı. Dilber’in bir eli, orta yerinden boğumlanmış, boynundan iri gögüslerine sarkan inci kolyesinde dolanırken diğer eli Aydın’ınkini tutuyordu. Sıcak bir duygu yayıldı Aydın Bey’in vücuduna. Elinde başlayan alev, kasıklarına kadar indi damla damla. Arsızca bakıştılar. Gözlerini karşısındaki güzel kadından ayırmadan, “Her zamankinden,” dedi. Garson beklediği emri almanın rahatlığıyla fırladı mutfağa. Elinde koca bir sini ile döndü. Mezeleri masaya dizdi, rakıları yanına iliştirdi. Boynu eği...

Katıksız Ekmeklere Umut

Resim
Yirmidört saat yaşayan, uğultusu dinmeyen sesiyle herkesin kulağına farklı nağmeler fısılda r tren istasyonları . K iminin yüreğine ayrılığı dağlar, kimine vuslatın o ılık nefesini üfler. Bana ise, içinde o hüzünlü çocuğu yaşatan dedemi hatırlatır. Her yıl 19 E yl ü l sabah ı, dedem , lacivert tak ı m elbisesini giyer, yakas ı na A tat ü rk rozetini ili ş tirir, cebinde , rengi solmaya yüz tutmuş k üçü k Tü rk bayra ğı ile S irkeci G ar ı’ na giderdi. Artık iyice yaşlanıp, y ataktan çı kamaz hale gelinceye kadar , bı kmadan bu ritüeli tekrarlad ı . Bazen, sırf merak ettiğimden, ben de onunla giderdim. Dedem ve iki arkada şı, hafif bir hüznün belli belirsiz salındığı o eylül sabah lar ında, sessizce garda bekleşirler, saat 10:12`yi gösterdiğinde, ceplerindeki Tü rk bayraklar ı n ı çı kar ı r , gelen ilk trene sallamaya ba ş larlard ı . Hep bir ağızdan S elanik t ü rk ü s ü n ü, yaşlı gırtla klar ından beklenmeyecek gür bir sesle s ö ylerler di . Gözlerindeki yaşları ses...

Yandım Selim ve Bıçkın Osman -10

Resim
Osman , yanı başında cereyan eden hadiseye anlam veremiyordu. Bir hatun, nasıl ola ki başka bir hatuna mendil verir idi? Ne yapmaya çalışıyorlardı? Efsun, kadınca gurura kapılıp ondan öç almaya mı çalışıyordu; yoksa cidden aralarında bir şey mi vardı? Mantık yürütemeyecek kadar çok içmişti o akşam. Aklı, cümleleri ardı ardına sıralıyor olsa da, bundan bir sonuç çıkartamayacak kadar yorgun düşmüştü. Gözü pencereye takıldı. Sabahın gelişini müjdeleyen tan kızıllığının kırmızı, turuncu ve mora çalan renkleri cama yansımıştı. Zaman durmuştu sanki, kimseden ses çıkmıyordu. Efsun, Kıpti’ye: “İçeri git sen,” dedi sertçe. Osman, o an ayılır gibi oldu hülyali halinden. Selim’e çevirdi başını. Ne yapması ya da ne söylemesi gerektiğine onun karar vermesini ne kadar da çok isterdi. Bir lakırdı etse, cengaverce çıkışsa  ve onlara hadlerini bildirse! Nafile yere suratında ne düşündüğüne dair izler aradı. O muhlis surette okuyabildiği, sadece, gözlerinde gezinen uykunun katmer katmer demleri oldu...