20 Temmuz 2011 Çarşamba

Yorgan İğnesi -1



İçimden bir ses artık zamanının geldiğini söylüyor ve ben iç sesimi dinlemenin önemini kavrayacak kadar çok yaşadım bu dünyada. Yapmam gereken, son cesaret kırıntılarımı toplayarak, yıllardır özenle sakladığım o zehirli apseyi patlatıp doğruyu ifşa etmek. Biliyorum, ne zamanın bu geri dönülmez noktasında yüzleşmenin bir anlamı var ne de burnumu sokarak hayatlarını değiştirdiğim tüm o insanlardan özür dilemenin. Yaptığım sadece gözlerimi ebediyete yummadan önce vicdanımı bir nebze olsun rahatlatmak. Oğlum, gelinim, torunum ve benim varlıklarından sonradan haberdar olduğum diğer gölge kişiler. Hepimiz kirliyiz. Kabul etmeliyiz. Burada masum olan tek kişi torunum. Tanrı, bir yorgan iğnesi ile başlayan yaşamını uzun kılsın.

Herşey oğlumun reklam ajansının müşterisi olan firmanın verdiği seminerlerden birine katıldığımda başladı. Hani şu kişisel gelişim denilen ve hayatta istediğinizi elde etmek için neler yapmanız gerektiğini anlatan eğitimler. Kendine hedef koymanın öneminden bahsettikleri an, birdenbire benim hedefimin ne olduğunu sordu konuşmacı. Hiç tereddüt etmeden “Babaanne olmak istiyorum,” dedim. Patlattığı o tiksinç kahkaha, aradan 15 sene geçmesine rağmen hala kulaklarımda çınlıyor. “Ama bu sizin hedefiniz olamaz ki!” dedi bana bilgiç tavrıyla. “Neden olamaz?” dedim sinirli sinirli. “Benim hayattaki tek isteğim, tek amacım bu. Geri kalan her şey günlük rutinlerden ibaret.” Oltasına takılan balığın verdiği kibirle yavaş yavaş makarasını saran balıkçı gibi o da kah alay ederek kah öğretmeye çabalayarak konuştu durdu uzun süre. Öfkeden nasıl kızardığımı, nasıl için için hırslandığımı anlatamam. Şimdi o günü düşününce ne kadar yanlış sebepler ile yola çıktığımı anlıyorum. Ama hayat böyle değil mi, sizi en zayıf noktanızdan vurmak için oltasına renkli renkli yemler takar ve olmadık zamanlarda hayatınızın içine savurur. Ondan sonrası peşi sıra devrilen domino taşlarından farksızdır.    

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...