5 Ocak 2011 Çarşamba

Yandım Selim ve Bıçkın Osman -8

Kolbaşı olarak Afet Fatma ne derse o olacaktı. Olacaktı olmasına ama, mendilin kime verileceği konusunda sıkıntı vardı. Selim’e verilmesi en iyi çözüm gibi görünse de, aralarında çıkacak olası kavganın sonu pek tatlı bitmeyecekti. Osman, Selim’i çiğ çiğ yerdi ve buna da kimsenin sesi çıkmazdı. Geriye sadece kızlardan birine verdirmek kalıyordu. Ama, kimse, gazabından korktuğu bu adamın hiddetini üstüne çekmek istemiyordu. Koltukta oturmuş, konuşmalara seyirci kalan Efsun yerinden fırladı ve “Ben,” dedi “Bana versin. “O, Osman denen kaypaktan korkmuyorum.”
Bir an, sessizlik kötü bir koku gibi yayıldı etrafa, herkesin yüzünü buruşturmasına sebep oldu. Acısı, öç almak için yanıp tutuşan bu Çerkez dilberinin kanına girmişti. Afet Fatma bir şey söyleyecek olduysa da, yapamadı. Doğrusu, en iyi çözüm de buydu. Hem Osman yaptığı hatayı anlayacak, hem de bu yeni çenginin Efsun’u seçmesinden sonra, ona farklı bir gözle bakacak, kıskanacak, kuduracaktı.

Kadınlar odada konuşurken Osman’ın aklına, Efsun’un mendilini kabul ettiği geldi. Onu, elinin tersi ile itmek olmazdı. Bu yeni çengi, acaba mendil dağıtıyor muydu? Kimilerinin daimi efendisi olur, başkalarına bakmazlardı bile. Ama Osman’nın istediği hatunu ona yedirtmeyecek bir babayiğit düşünemedi. İçi rahatlamıştı. Aklından;
“Ya Selim’i seçerse? Ne yaparım o vakit?” diye geçirdi.
Hal bu ya, onun gecesiydi bugün, hem kıyak yapıp hem de çelme takmak raconda yoktu. “Yok, yok. Bu kadar aşka düşmüş biri, bir çengiyi görünce mi fikrinden dönecek? Sanmam.”
Yine de içini kemiren bir şeyler vardı, adlandıramadığı bir şeyler.
“Yandım Selim, bu gece sana dünyada nice nimetler olduğunu göstermek istedim; ama insanın gönlü bir kere aşka düşmeye görsün, tek ilacı o yarin kendisi değildir de nedir?” dedi.
Selim’in ne düşündüğünü anlayıp tartmak istiyordu.
“Estağfurullah,” dedi Selim, başı öne eğik.
Osman bir şey anlayamadı; açıkça sormaktan başka bir çaresi kalmamıştı:
“Eğer gönlün kızlardan birine düştüyse derdini söyle ki sana bir kıyak yapalım,” dedi. Osman’ın kalbi yerinden çıkacak kadar hızlı atıyordu, kendini hiç bu kadar aciz hissetmemişti. Hem de Selim gibi birinin yanında. Selim, Osman’ın neşesinin gittiğini, yerini endişe aldığını görünce işkillendi. Bu kadar fellik fellik sormasında bir anlam olmalıydı.
“Haşa!” dedi.
Osman rahatladı. Şimdi sırtını güzelce yaslayıp, raksın keyfini çıkarabilirdi. Gerisini halletmek çocuk işiydi.

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...