12 Aralık 2010 Pazar

Yandım Selim ve Bıçkın Osman -3


Ünlü kolbaşı Afet Fatma`nın meşkhanesiydi burası. Ahu dilber iken çengilik yapmış, nice canları aşk ateşi ile kavurmuş ve hatta başka bir söylenceye göre de hislerine karşılık bulamayan birkaç delikanlı kendini asmıştı. Yaşlanıp feri sönmeye başlayınca hususi meşkhanesini kurmuş, gündüzleri musiki ve raks dersleri, akşamları da eğlenceler düzenler olmuştu. Kolbaşılığını yaptığı kızlar güzellikleri kadar yetenekleri ile de dilden dile dolanıyorlardı.

Bıçkın Osman`ın babası zamanında Afet Fatma`nın daimi müşterilerindendi. Onun raksına ve şarkılarına tekrar tekrar nail olan ender insanlardandı. Şimdi de oğlu onun meşkhanesinden çıkmaz olmuştu. Ama Fatma için değil, çengisi Fettan Efsun için.

Osman birkaç kere çıngırağın ipini salladı. Avluda koşar adım ayak sesleri duyuldu. Kısa boylu çıtı pıtı bir genç kız kapıyı açtı ve kenara çekildi. Ardından Fatma belirdi. Hoş beş edip içeri buyurdu. Kapıyı açan genç kız eve girmeden önce adet olduğu üzere erkeklere ibrikle su tuttu ve el havlularını uzattı. Fatma, Osman’ın kararını öğrenmek için yanı başlarında bekliyordu. Sokakta yürümekte kullandıkları fener titrek ışığıyla sönmeye yüz tuttuğunu haber veriyordu. Osman feneri eline aldı ve söndürdü. Bunun anlamı o geceyi orada geçirecekleriydi. Gıcırdayan tahta basamaklardan üst kata çıktılar.

Merdivenler uzun, ince bir odaya çıktarttı onları. Odanın sağ tarafında pencere yoktu. Misafirlere anında servis yapmak için boy boy bardakların ve çeşit çeşit tabakların bulunduğu bir büfe karşı duvara yaslanmıştı. Yere de nargileler sıra sıra dizilmişti. Yanında küçük bir divan belli ki servis yapacak olan kızın oturması için kondurulmuştu. Beyler odanın sol tarafına yollandılar. Orada karşılıklı iki divan ve ortalarında konumlandırılmış cumbalı kısım bulunuyordu. Divanların sırt kısmı çiçek desenli yastıklardan, oturak kısmı da bordo renkle kaplanmış minderlerden oluşuyordu. Yerin tahta tabanına, gül ve bülbül desenli bordo ve lacivert renklerde kilimler atılmıştı.

Osman’ın yeri belliydi. Oturacağı yere koyun postu serildi. Arkadaşları yanına oturmaya davrandılarsa da onları bir el hareketi ile durdurdu. “Yandım Selim! Gel otur bakalım şöyle. Hayatında hovardalık yapmamış babayiğitin aramızda yeri yoktur ama sen gönlünün karasına öyle bir dalmışsın ki seni mazur görmek gerek. İşte sana zevküsefa alemi. Dal içine, unut gerisini!”  

Beyler yerlerine yerleştikten sonra önlerine nargileler ve sinilerle mezeler geldi. Osman her zaman yanında kendi ağızlığını taşırdı. Lüleyi marpuça yerleştirdi. Deriye sarılmış tömbeki ve fındık ateşi özenle nargilelerin üzerine konuldu. Şimdi herkes Bıçkın Osman’ın nargilesini tüttürmesini ve başlayın emrini vermesini bekliyordu. Nargilenin fokurdayan sesi eşliğinde fındık ateşinin korlarına baktı bir süre ve sonra başıyla bir onaylama yaptı.    
    
Selim ilk kez gidiyordu çengi izlemeye. Aslında Bıçkın Osman ile bırak bir gece alem yapmayı, tanışmak için bile delikanlılar canlarını verirlerdi. Ona nasip olmuş bu vaziyet için hoşnut olmak yerine rahatsızlığını gösterircesine yüzünü buruşturmuş, ünlü külhanbeyinin onun için yapmak istediği şeyden tiksinmişti. Osman’ın yanına oturamadığı için içten içe sinirlenen kabadayılardan biri Selim’i kolundan tuttuğu gibi divana savurdu. Herkes bir ağızdan gülmeye başladı. Selim o lahza anladı ki onlara uymaktan başka bir seçeneği yoktu.

1 yorum:

veronika dedi ki...

3.kısmın sonuna kadar merakla okudum sürükleyici bir üslup kullanmışsın,betimlemelerin de gayet güzel olmuş.Umarım 4.kısmı da bir an evvel yayınlarsın.

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...