15 Eylül 2010 Çarşamba

Garip Köyde Yaşananlar -7

Gecenin bir yarısı evden kaçarken aklımda sadece mahzendeki doktoru bulmak ve İrem’e götürmek vardı. Ancak nasıl yapacağıma dair -malum inançlar gereği dışarı çıkamazdı kimse- en ufak bir fikrim yoktu ve bunu yaşlı kadına da anlatmıştım. O da bana paslanmış bir yüzük, bir avuç tohum, ve 2 kristal şişe içinde değişik renklerde sıvılar verdi. Yeşil olan sıvıyı mahzende yere dökmemi söyledi. “Köylülerin içindeki korkuyu ve şüpheyi siler; cesaret verir,” dedi. Bu sayede sadece doktoru değil, istersem tüm köy halkını bile peşimden dışarı çıkarabilirdim. Zaten yeterince günaha batmış olan ben bu kadarına da cesaret edebilir miydim?

Mahzenin kapısına vardığımda babamı, annemi, İrem’in annesini ve kucağında İrem ile babasını buldum. Babam en önde durmuş elini kapı tokmağına bir koyup bir çekiyordu. Onu ilk kez korkarken görmüştüm. Kristal şişenin kapağını açıp yere bir iki damla damlattım. Bu şey düşündüğümden de daha kuvvetliydi. Etraf yeşil bir toz bulutu oldu. Birkaç öksürükten sonra gözlerdeki o ne istediğini bilen bakışı, vücudun her hücresine dolan ve önüne geçen her engeli yıkmaya hazır olan o enerji halini görebiliyordunuz. Yaşlı kadın tarafından bu olanlara seyirci kalmam söylendiği için ben burun deliklerime nane yaprakları doldurmuştum. Babam bir cengaver misali kapıyı tek omzuyla kırarak içeri girdi. Diğerleri ve ben de arkalarından. Beni görmüyor gibiydiler. Köylüler bu gece baskınından şaşkın, ürkmüş ama hala rüyada olduklarını sanmalarının rahatlığıyla yataklarından doğruldular. Doktor bir köşede hamile bir kadının karnını dinliyordu. Babası koşarak İrem’i yanına götürdü. Doktor hariç kimse bu sorun yaratan yabancılar ile ilgilenmiyordu. Asıl sorun bizim nasıl tüm kuralları çiğneyerek orada oluşumuzdu. Ve bunu bize çok ağır ödetmeye hazırdılar.

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...