16 Şubat 2010 Salı

Tehlikeli Oyun - 2

Tüm bu duygular ve onların ardına sığınmış kelimeler ile hazırlanmasını tamamladı. Saat sekizi vurduğunda, serinkanlılıkla kafasındaki planını tamamlamış katil edası ile çantasını omzuna asarak çıktı evden. İçinde garip bir mutluluk vardı, bunu yadsıyamazdı. Öç almanın getireceği o zafer hissine odaklanmıştı yalnızca, ardından gelecek boşluk duygusunu, kavurucu pişmanlık duygusunu ve ya bu acı piyes ile yitireceklerini düşünseydi belki bu kadar cesur davranamazdı.

Partinin yapıldığı eve vardıklarında oyunun parçası olacak olan karakterlerin yerlerini aldıklarını görmek içini rahatlattı. Onun görevi sadece bir maestro gibi yönetmekti. Tüm planı yıl dönümü pastası kesilmeden önce bitirmek ve orası yangın yeri iken ayrılmaktı. “Benden sonra tufan” dedi içinden ve bunun şerefine kaldırdı kadehini. Ansızın Hüseyin bitiverdi yanında, kadehlerini tokuşturdu. “Nerede o eski Didem? Ne eğleniyorsun ne de çevrene aldırış ediyorsun. Vazgeçmişsin kendinden kızım,” dedi. Serzenişten çok soru kısmına takılmıştı Didem. Tokat yemiş gibi oldu. Tüm vücudu şok dalgası ile sarsılıyordu sanki. Belma Hüseyin’i çekiştirip yanından aldı.

Harbi ya neredeydi o Didem? Kendisi bile yıllar içinde kayıp giden benliğinin farkına varabilmiş değildi. Kocasını suçladı hep, onu sorumlu tuttu, kendi özüne sırt çevirmesinden kendini hiç mes’ul hissetmemişti. İçinde kabaran öfkeyi şimdi kendine doğrultmuştu. Gerçek ve düş arasında sallanan sarkaca tutunmuş gibiydi. Biraz önce kurban konumundayken şimdi katilin de kendisinin olduğunu keşfettiği tek kişilik bir oyuna sıkıştığını düşledi. Günlerce kinle, tiksintiyle, yılgınlıkla inşa ettiği planı, gözyaşları ve benliğinin derinlerine özenle sakladığı karşıt duyguları içinde eriyor tükeniyordu. Çıplak kalmıştı adeta, korumasız, yalnız, kendine yabancı ama bir o kadar da özgür. Yerle bir olmuş harabelere sabahın ilk ışıklarının sessizce sızması gibi kalbine umut ışıyordu.

Salonun ışıkları söndürüldü ve üzerinde tek mum olan pasta getirildi. Mağrurca başını kaldırdı, omuzlarını dikleştirdi ve yanından geçen pastanın mumunu üfledi. Avaz avaz “Hoşgeldin ben,” diyerek evi terketti.

1 yorum:

LeaNDer dedi ki...

Hüseyin gelmeseydi?

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...