15 Aralık 2009 Salı

Nazende Hanım ve Yusuf Ziya Bey

Nazende penceresinde yolu gözlüyordu. Arnavut kaldırımlı caddede sadece limonata satan adam vardı. İçi titredi. Acaba taş plakta çalan mı onu böyle eyledi? Yoksa vuslat sona ereceği için mi? Balkanlara gitmişti yiğidi görevli olarak. 2 seneden sonra dönecekti.

Cumbalı sarı ev sessizdi. Herkes alışverişe gitmiş ama Nazende gözünü yoldan ayırırsa Yusuf Ziya Bey dönemeyecek sandığı için yerinden terpenememişti. Saçlarını açmış, taramış, en sevdiği ipekli elbisesini giymiş ve parfümünü sürmüştü.

İleride Yusuf Ziya Bey belirince önce tanıyamadı Nazende. Elinde iki valiz taşıyordu. Takım elbisesi yine jilet gibiydi. Yusuf Ziya Bey evin önüne geldi. Cumbalı evin üst kat penceresindeki nazlı yarini süzdü. İçinden meltem geçti Nazende’nin. Koşarak merdivenlerden indi. Kapıyı açtı. Yusuf Ziya Bey ile karşılıklı duruyorlardı. Sessizce bakıştılar. Valizler bir bir yere düştü ellerinden Yusuf Ziya’nın. Nazende atıldı. Sıkı sıkı sarıldı. Erinin kokusunu içine çekti. Kaç sefer düşlemişti bu sahneyi. Bıraksa hayali uçup gidecek diye korktu. Valizleri aldı Yusuf Ziya Bey. İçeri girdiler.

Hala aynı müzik dönüyordu taş plakta. Daha bir hüzünlü geldi Nazende’ye, daha bir serzenişli. Değiştirmeye davranmaya kalktı yerinden. “Bırak hanım,” dedi Yusuf Ziya Bey. “Bırak çalsın. Ne de güzel anlatmış gammı. Hele o akerdeon yok mu! Balkanlardan getirdiğim hatıralarım gibi. Bırak söylesin derdimi.” Nazende beyinin omzuna başını yasladı. Sessizce oturdular. O lahza da artık ne keder ne gam vardı. Sadece Yusuf Ziya...

1 yorum:

Derviş dedi ki...

Giriş olarak çok güzel, kendimi sanki orada, olayı gözlemliyormuş gibi hissetim..

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...