Yandım Selim ve Bıçkın Osman -10
Osman , yanı başında cereyan eden hadiseye anlam veremiyordu. Bir hatun, nasıl ola ki başka bir hatuna mendil verir idi? Ne yapmaya çalışıyorlardı? Efsun, kadınca gurura kapılıp ondan öç almaya mı çalışıyordu; yoksa cidden aralarında bir şey mi vardı? Mantık yürütemeyecek kadar çok içmişti o akşam. Aklı, cümleleri ardı ardına sıralıyor olsa da, bundan bir sonuç çıkartamayacak kadar yorgun düşmüştü. Gözü pencereye takıldı. Sabahın gelişini müjdeleyen tan kızıllığının kırmızı, turuncu ve mora çalan renkleri cama yansımıştı. Zaman durmuştu sanki, kimseden ses çıkmıyordu. Efsun, Kıpti’ye: “İçeri git sen,” dedi sertçe. Osman, o an ayılır gibi oldu hülyali halinden. Selim’e çevirdi başını. Ne yapması ya da ne söylemesi gerektiğine onun karar vermesini ne kadar da çok isterdi. Bir lakırdı etse, cengaverce çıkışsa ve onlara hadlerini bildirse! Nafile yere suratında ne düşündüğüne dair izler aradı. O muhlis surette okuyabildiği, sadece, gözlerinde gezinen uykunun katmer katmer demleri oldu...